Hayatı Aydınlatan Son Hesaplaşmadır Ölüm

Batının kendi benlik bilincini nasıl oluşturduğunu keşfetmeye çalışan Thierry Hentsch, Hakikat ya da Ölüm adlı eserinde, anlatı geleneğindeki ölümsüzlük temasına derinlikli bir bakış getiriyor.

Ölüm insanoğlunun en büyük saplantısı, geçmişte olan her şeyi ifşa eden mutlak hakikat anıdır. Kaçınılmaz gelişiyle hayatımızı aydınlatan son hesaplaşma… İz Yayıncılık tarafından okurla buluşturulan Thierry Hentsch imzalı Hakikat ya da Ölüm, işte bu kaçınılmaz hesaplaşmaya odaklanan Batı anlatı geleneğini irdeliyor. Bilincin oluşmasında en önemli etkenlerdendir ölüm ve hakikat kavramları. Yazar tam da bu sebeple, özellikle Batı geleneğinde önemli yer tutan hikayelerin, hakikat ve ölüme bakışını inceliyor ve böylelikle Batı medeniyetinin daha iyi algılanabileceğini ifade ediyor. Önce Batı’nın kendisine geçmiş olarak tahsis ettiği Antik Yunan’a gidiyor. Destanları ayrıntılı bir biçimde elden geçiren Hentsch, bu eserlerdeki ölümsüzlük tutkusunu, bu tutkunun daha sonraki dönemlerde neye evrildiğini araştırıyor. Hristiyanlığın kabulüyle ve özellikle İznik Konsülü sonrasındaki dönemde öte dünyanın varlığının da yine hikayelerde ne şekilde kendine yer bulduğuna derinlikli bir bakış getiriyor.

Yazar önce neden bir tarih okuması değil de metin okuması yapmayı tercih ettiğini açıklayarak başlıyor yazıya. Metinler hem ulaşılabilir durumda hem de apaçık. Bununla birlikte tarihin süzgecinden geçmiş, unutulmamayı başarmış eserler bunlar. İçinde bulunduğu çevre şartlarını yansıtmak dışında insanlığın varoluşsal durumunu da ifade ediyorlar. Kısaca kitap, Homeros’un İlyada ve Odysseia’sinden Shakespeare’nin Hamlet’ine, Gılgamış Destanı’ndan, Sokrates’e, Descartes’tan, Dante’nin İlahi Komedyası’na kadar, Batı geleneğinde ölüm ve ölümsüzlük üzerine düşünmemizi sağlayan pek çok kişi ve metin üzerinde son derece dikkatli ve ayrıntılı bir çalışmanın ürünü.

Yılan bize vazgeçişin değerini öğretir

Yazarın hikayeleri tercih etmesindeki bir diğer etken ise, onların sırtlarına daima hakikate yaslamış olmaları. “Dünyayı açıklama tutkularıyla antik kozmogoniler, çok daha fazla oranda kurgusal olan günümüz romanına oranla bizi daha fazla güldürmektedir. Ancak onların yazarlarını hemen affediveririz. Zavallı insanlar! Onlar bugün elimizdeki bilimsel cephaneyi kullanma imkanına sahip olamadılar. Bu hikayelerin söyleyecek başka bir şeyleri olabileceği fikri hemen aklımıza gelmez. Onların hikakatinin ya da anlamının başka bir düzlemde konumlanmış olduğunun farkına varmayız.” diyen yazar, bilimin de tıpkı kendisini doğuran felsefe gibi, düşünüldüğünden çok daha fazla oranda anlatıyla iç içe olduğunu ve medeniyeti oluşturan bu anlatıların hakikatine ermemiz gerektiğini ifade ediyor. Bu türlü bir okumaya geçmeden önce de önemli bir uyarıda bulunuyor; “Medeniyet, varlığını ancak kendisinin sürekliliği ve tutarlılığı ütopyasıyla devam ettirebilir.” Biz de bu uyarıyı dikkate almalı ve kikayeleri okurken, aynılığın baskıcı birliğine indirgenen metinlerdeki farklılıkları ve derinliği keşfetme konusunda sorgulayıcı olmalıyız.

Derdini uzunca bir girişte böyle özetleyen yazar kitabın birinci kısmına; Ölümsüzlük ve Hayat’a Homeros’un İlyada ve Odysseia eserleriyle başlar. “İlyada’daki savaşçıların çoğunun en büyük sevdası, gelecek nesillerin hafızalarında ölümsüzlük kazanmaktır. Bunlar arasında en güçlü arzuya sahip olanı ise Akhilleus’tur. Hepsinin arasından sivrilip çıkan kahraman Akhilleus olmuştur, çünkü ölmemeyi tercih edebilme kudreti sadece ona nasip olmuştur. Odysseus’un öyküsü daha az şaşaalı fakat daha dahicedir. O bu dünyadaki eşyanın getirdiği hazla şöhreti bütünleştirir. Normal hayata dönebilmek için mücadele ederken felaketler başına üşüşüverir; fakat kendi dünyasının sükunet dolu hazzını yeniden geri getirirken gösterdiği zekice sebatkarlık ona ölümsüzlüğü getirir.” Yazar destanların ardından Gılgamış’a uzanıyor ve bu Babil efsanesinde, Gılgamış’ın ölümsüzlük peşinde koştuktan sonra ondan -bir yılana kolayca kaptırarak- nasıl vazgeçebildiğine işaret ediyor. Burada yılan bize vazgeçişin değerini öğretiyor. Babilli kahramanın ölümsüzlük nimetlerinden vazgeçmeyi kabullenmesi, bütün hayatın yaşanması gereken gerçek yerinin, gündelik hayatın kendisi olduğunu açıkça gösteriyor. Yazar bu karşılaştırmaları yaparken ana metinlerin hem geniş özetini sunuyor hem de içlerinden pasajlara yer veriyor. Böylelikle adlarını bugüne kadar sıkça duymuş olmasına rağmen bu eserleri okumayanların yaşayabileceği yabancılık duygusunun da önüne geçiliyor.

Hikaye anlatmak ölmemek demek

Kitabın ilerleyen bölümlerinde kutsal metinlerdeki ölüm ve sonraki yaşama dair anlatılara da yer veriliyor. Thierry Hentsch, Hıristiyan epik kahramanlarının ruhları itibariyle pagan antikitenin gerçek varisleri olduğunu ifade ediyor. Buradan sonra Dante’nin İlahi Komedya’sında, Cennet ve Cehennem’e yolculuğunu anlatışından kesitler sunan eserde, İlahi Komedya’nın Hıristiyan yorumu ile Sokratçı ‘kendini tanı’ emri arasındaki ilişkiye de göz atılıyor.

Neredeyse bütün kültürlerde hikaye anlatmanın ölmemek demek olduğunu dile getiren yazar son söz olarak şunları söylüyor; Hikaye anlatmak ve ölmek; yaşamış olmanın ve gelecek nesle yaşamını aktarmış olmanın huzuru içinde ölmektir. Bugün dikkatli olmazsak, hikayelerimizin artık böyle bir mesajı iletme kabiliyetini yitirmiş olabileceği bir noktaya erişebiliriz. Eğer bu kitap söz konusu metinlere bir kez daha geri dönme arzusunu yeniden ateşlerse, o takdirde amacına erişmiş olacaktır.”

 
Yazının Orjinali İçin Tıklayınız.